Bu Blogda Ara

28 Temmuz 2011 Perşembe

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Büfe edebiyatı

Misal, bizim şöyle küçücük
sırf tekel satan
yerden kot farkıyla hafifçe düşük
bir Suat Büfemiz bile yok.
Hem öyle yok ki
Kadıköy’de bile değil.

Bir memlekette yabancı turistler
toplu taşımayı çokça kullanıyorsa
anlarım ki
orası medeni bir yerdir.

Ama bizde yok işte
bir Suat Büfe yok
Kadıköy’de de değil.

Kadınların pembe tercihli
telefon kılıfları
ya da kabadayı gözükeyim diyen
aritmik adımları gibi bir şey değil bu.

Zaten bizim turşucumuz mu var ki
turşu yapımı dolayısıyla
1 Ağustos’a kadar kapatalım?!

Sonra da deniyor ki, deprem olacak.
8. bilmemkaç olacak.
Yahu ben ne diyorum
sen ne diyorsun?!
Yok diyorum yok!
Suat Büfe kadar yok...

Şehrin ortasında
belli ki bir deniz kenarından dönen
ıslak mayoları ve lastik terlikleri belirgin
ortalama çiftleri görmek
tuhaf oluyor elbette.

Sanırsın ki bizim işkembe salonumuz var
adı da Birtat. Peh!

Uzun boylu kadınların
daha verici oldukları doğru olabilir mi?
Her bakımdan verici...
Düşünmeye değer mi
o da tartışılır.

Başa dönecek olursak
Suat Büfe var
hem de Kadıköy’de var
ama benim bile değil.

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Sert bir nefes gibi Salı

Ben haftanın en çok
adımı mırıldanan Salılarını severim.
Çünkü sesi
lise çarpıntılarına karışır.
Dünyadaki bütün şarkıları
dinleme isteklerine de
karışır.
Yunanca’ya
Marmara’ya
ve hatta
çarşambaya da...
Tam anlamıyla bir Salı,
sana da karışır, bana da.

Bundan böyle Salılar bana
adımla hitap ediyor.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Taner Abi nokta

Sen büfedeki Taner abiyi bilmezsin
Kahvedeki Taner abiyi de bilmezsin
Gerçi sen, Taner abiyi bilmezsin.
Neyse...
öldü o.
Hem de epey oldu.
Ben çok üzüldüm.
Hala üzülüyorum.

İnsanın bir Taner abisi olması ile
Bir Taner abisi olmaması arasındaki fark
Taner abiydi...

Tüm kötü alışkanlıklarımızın
Gülümseyen yüzü...

Şarköy’ün, iddiasız gecesi.