Bu Blogda Ara

26 Şubat 2016 Cuma

saatçi dükkanım

Küçük bir saatçi dükkanında
eski bir saat ustası olmadığıma yandığım an
anlamıştım, 
bu iş için yaratılmadığımı.

Oysa ne güzel olacaktı öyle olsa
zaman satacak
zaman kazanacaktım.

basit

zarif.

10 Aralık 2014 Çarşamba

iskeleye bağlı



Sadece küçük bir tahta iskele çocuğuyum ben
fazlasını hiç iddia etmedim.
Sanki o iskelede doğmuş gibiyimdir ben
ilk onun üstünde emeklemiş
ilk onun üstünde aşık olmuş gibi...

bilir misin?
Ben hala onun üstünde ağlarım,
sesimin ahşap olması bundandır.
Kasabanın kendinden çok
iskeleyi sevmişimdir
hatta inanırım ki;
kasaba, o iskele için kurulmuştur!

Her kırık tahtası
sessiz müzik yapan bir eski piyanonun tuşu...

benim Haziran’ı gösteren pusulam
çocukluğumun tahta iskeleti.


4 Aralık 2013 Çarşamba

yarım yaş


aslına bakarsan
kimseyle aynı yaşta değilim
sadece her yıl
birkaç akşamüstü biriktirebiliyorum,
buradan bakınca da
çok umut verici sayılmam.

Neden çoğunca sevilmez matematik acaba,
duygularla ilgilenmediği için mi?
Bundan da emin değilim.

Ama eminim ki
Az Şekerli Türk Şiiri’ni sevdim
onu bir tiryaki sadakatiyle
her sevdiğim yerde unuttum.
Ancak unuttuklarımın bir kısmı
yaşıt olabilirler belki,
canım da yarım kalmıştır, kim bilir!

Ve ne zaman yarım bıraktıklarımı düşündüysem
canım rakı istedi.


(yaşıt değilim hala)

30 Mayıs 2013 Perşembe

border line


“Şimdi hatırı sayılır ve makul bir süre
kendime haksızlık etmeyi
planlıyorum. Ancak böyle ayakta durabileceğim”
diyor gözkağıtlarım.
Ve o da her saat gibi
beşe çeyrek var zaman zaman.
Ki bambaşka coğrafyalarda,
en ayrık dillerde
aynı anlama geliyoruz seninle,
her zaman. Mutlaka.
Ve durmadan, o anlama doğru geliyoruz
her saat gibi.

Bilmem dikkat eder misin sen de
babasına benzediği,
ilk bakışta anlaşılan kadınlar var dünyada.
Bizi ilgilendirmiyorlar ama
iyi ki varlar.
Hem hareketli hem can yakan o şarkılar da.

Belki üç gün önceydi ama
23 Eylül de iyi ki var.

Çünkü diyorum çocuk,
seslerin ancak giderken mavileştiğini de
yeni söylemiyoruz.
Bu sanki 
kendini özel bir ısrarla sıkıcılaştıran günlerin de
hala sevilen bir yanları olmasaydı keşke.

Değil mi ki, “zaman yok, eskime var?!”

Her şeyin bir sonu olduğuna inananlara
bir tokat patlatıp, kaçarak...


8 Kasım 2012 Perşembe

öyle

"Öğle mi?" dedim
"maalesef" dedi, "öğle"

o sırada bunun
bir veda zamanı olduğunu
bilmiyordum.

30 Ekim 2012 Salı

çapraz sorgu


Söyle bakalım kötü çocuk
ne kadar kötüsün?
Peki ya kendini kötü hisseder mi
kötü çocuklar?
Aslında hala masallardan etkilenir
ve herkesin, az da olsa
kötü olduğuna inanırsın değil mi?
Bu sen misin?
Kimi üzdün en çok?
En çok neye üzüldün?
Sorulardan korkuyor musun?
Geçmişiyle yargılanabilir mi insan?
Zaten gelecek, henüz var mı ki?
Anlatamıyor musun?
Anlamıyorlar mı?
İstemiyor musun?
Güvenir misin?
Emin misin?
Ağlamak istemiyor musun?
Kim tanıyor güçsüz yanlarını?
Nereye saklanıyorsun?
Sevdin mi?
Hatırlıyor musun?
Niye acıyor canın?
Oyun oynamak istemiyor musun artık?
Arkadaşın nerde?
Hiç çocuk oldun mu?
Peki sever misin çocukları?
O çocuk sana neler dedi?
Küstün mü ona?
Yoksa üzüldün mü?
Hiç pişman oldun mu?
Unutabilecek misin?

İyi misin sen?!

Ne dersin kötü çocuk...
gidelim mi?