Bu Blogda Ara

6 Haziran 2007 Çarşamba

Kan!

Damarlarımızda dolaşarak hücrelere ulaşan, kırmızı ve önemli bir sıvıdır kan. Yaşam sıvısı…
Taklit edilemeyen, üretilemeyen bir şeydir; su gibi… Ve yine su gibi hayatidir.

Fizyolojik açıdan vazgeçilmezliği öylesine sinmiştir ki hayatımıza; neredeyse her türlü duygunun anlatımında o kavrama ihtiyaç duyarız.

Çok sinirlenip alınırsak “kanıma dokundu” deriz.
Birine karşı yakınlık duyduğumuzda “kanım ısındı.”
Bir şeylerin etkisinde kalsak “kanıma işlemiş” diye ifade ederiz kendimizi.
Çok eziyet çektirse biri “kan kusturdu” diyerekten başlarız söylenmeye.
Ya da fazla yorulsak “kan ter içinde” kalırız.
Kızdığımızda “kan beynimize sıçrar.”
Büyük bir üzüntü karşısında gözyaşlarımız yetmez de “kan ağlarız.”
İntikam peşinde koşanlar “kan güderler.”
Gençken “kanımız kaynar.”
Çok şaşırdığımızda ise “kanımız donar.”
Sömürenler, asalaklar “kanımızı emenlerdir” bizim için.
Güzel ve tam zamanında gelen bir yardım “kan yapar” hayatımıza.
Sevilen, samimi insanlar “sıcakkanlıdır.”

Kanın hayatımızdaki şu yerine, önemine bakın!.. Artık fiziki gereklilik dışında, manevi de bir unsurdur bizim için. Olmazsa olmaz; her açıdan. Azalması tıbben bile kayıptır vücut için, adı üzerinde…
Öyle hor kullanılacak, savurgan davranılacak bir şey değildir bu. Herkeste bulunur ama her zaman bulunmaz. Yenilenemez, yaratılamaz, aynısından arayarak bulunamaz!

Ya bizim kanlarımız ne alemde? Ne kadar önemli? Ne kadar değerli? Ne kadarı dolaşıp ne kadarı dökülüyor?

Her gün civanların, fidanların, aslanların kanları oluk oluk akıyor bir yerlerde.
Yazık değil mi be!!!
O tertemiz kanlar, kirli, adi, satılık ellerde ziyan ediliyor.
Kanımızı döküyorlar, kan kaybediyoruz!
“Damarlarımızdaki asil” yok edilmek isteniyor!
Esas hedef o asildir!

Ancak unutulmasın ki kanımız biraz da delidir bizim. Ondan “delikanlı”dır adımız.

Kan ile ilgili çok önemli bir deyimimiz daha var: Belasını arayanlara “kanına susamış!” deriz biz!

Kimse yanılgıya düşmesin!